Humay Yılmaz - Mühteşem kalkış

2016-11-16 21:46:09 / 13312 dəfə oxunub

Mühteşem kalkış Akşamın karanlığı olduğu gibi sabahın ilk saati de karanlıktır. O zaman neden korkarız biz karanlıktan? Devamında aydınlık yokmu meğer? Var,var da ama… Kötü düşünmeğe kötü şeyleri beklmeye ne çok alıştık. Daha ilk doğduğumuz günden biz kadınların üzerinde yük olur. Çünkü önce evlat,kardeş sonrasındaysa eş ve anne olacağız. Küçüklükten sırtımıza bir kambur eklerler. Onu yap,şunu yap. Ve ya tam tersi. İnce ruhumuz yaralanmaya başlar böylece . Bu kadar kırılgan ve zarif olmamamız gerekirdi belki de. Ya da bize bu kadar baskı yapmadan önce keşke karşı cinse bir şeyler öğretilseydi. Her neyse , inişli çıkışlı bir hayat yaşadım ben. İlahi güç her durumda yardımıma gelmiş olmalı ki şimdi yetmişlerimde bastonlu bir nine ,sekiz de torun sahibiyim. Onlar benim hayat neşem , bazen düşünüyorum da insan eğer bir şeye emek veriyorsa muhakkak onun karşılığını fazlasıyla alıyor. Yılda birkaç kez bayram oluyor değilmi? Benim içinse bayram onların her yanıma gelişidir. Hafta sonlarım hep bayram hep neşe ve mutluluk. Onlar büyüdükçe arzularım,dileklerim de büyüyor.Çocuklarımı evlendirdikten sonra artık ölsem de gam yemem dediğimi hatırlıyor gibiyim. Ama şimdi yaşamak daha da bir anlamlı sanki. Bahçede çiçeklerim var. Torunlarımın isimlerini verdim onlara. Öyle sevimliler ki ,anlatamam. Bu kadar güzelliğin içinde bazen kötülük nasıl yeşerir bilmiyorum. En güzel yıllarımı kötülükle savaşarak,engelleri aşmaya çalışarak geçirmiş olmam bazen zoruma gidiyor. Onun içindir ki yaşlılığımı daha çok seviyorum.Çünkü savaşı ben kazandım sonunda. Beyaz saçlarım vaktinden önce müjdelemişti beni aslında . Yıllar önceydi: -Türkan, hadi gec kalıyoruz. -Tamam hemen geliyorum. Kapıları kapatayım ,bir dakika. -Sana kaç kere daha söylemem gerekiyor ha? Benden önce kapıda hazır ol demedim mi sana? Dudaklarımı ısırdım ,korkuyordum ondan.Her an bir dayak yiye bilirdim. Onun için yüklü olmam pek anlam taşımıyordu. Çocukluktan itilip kakılmaya alışmışım . Orta okulu bitirir bitirmez hayatın zorluklarına atılmak da bir güç istiyordu. O zamanlarda edebiyat öğretmenimin tek kelimesi ömürlük bana yetmişti: -Türkan,kızım kendini kurtar ve kimseye boyun eğme. Eşim Kemal kaba saba bir adamdı. Aslında onu suçlamıyordum. Gözünü açtığından annesine yapılanların doğru olduğuna inandırılmış bir zattı. O da otoriter olmak zorundaymış, babası her defasında köşeye çekip , hayat dersi vermeyi ihmal etmiyordu. Eh o da başarılı bir öğrenciydi. Bir gün hasta yatıyordum. O zamanlar telefon da yok dolayısıyla bakanım da yok. Bizim Kemal de arkadaşlarını yemeğe davet etmesin? -Kalk kadın, yemek hazırla. -Kemal,çok ateşim var. Aslında bir doktor çağırsaydın keşke. Hala o tokatın acısını hatırlıyorum. Arkadaşım Çiçek her daim yanımdaydı. Şimdi rahmetle anıyorum . Onu ne çok özlüyorum keşke bile bilse. Zor günlerimde tebessümüyle ,sakin sabırlı haliyle, nasihatlarıyla beni teselli ederdi. Gerçek dostum sırdaşımdı o benim. İkimiz de aynı semte gelin gelmiştik.Bir gün kasabada yeni açılan fabrikada işçi aradıklarını söyledi bana. Bir umut doğdu içime. Belki çalışırım dedim kendi kendime. Kemal sana bir şey söylemek istiyorum,dedim eve döndüğünde. -Söyle bakalım . -Fabrika açılmış hani. -Evet duydum da,fabrikadan sana ne? -20,30 kadını işe alacaklar diye duydum. Cümlemi bitirmeden yine aldık ağzımızın payını. Umutlarımın tek tek öldüğünü hissediyordum artık. 20 yaşında her şeyin son bulduğunu düşünmek ne zordu. Şimdi bazi filmlerde aynı şeyleri görünce neden isyan edip evi başına yıkmadım diye kızıyorum kendi kendime. Ben sürekli yıka pişir,köle gibi üstelik hakaret de cabası. Bir gün gazetede açık öğretimle ilgili bir yazı okudum. Neden olmasın dedim? Kemal akşam aileni yemeğe çağır.Size söyleyeceklerim var. Kendi ailemi de çağırdım. Kemal beni hafife almaya alıştığı için hiç birşey sormadı . Mükemmel bir sofra hazırladım .Yemekten sonra. Anneme: -Beni bu dünyaya niye getirdin dedim? O bakışlar, görmeniz gerekirdi.Annem yavaşca yanıma yaklaştı. Eliyle ateşimi yokladı. -Ateşi yok bunun,ama hasta sanki. -Dur anne,hasta değilim. Aslında çok iyiyim. Kemal göz kaş işareti yaparak beni susturmaya çalıştı.Susmadım. -Okumaya karar verdim. Önce liseyi bitireceğim sonra universite. Kayınpeder yerinden öyle bir atladı ki,sanırsın füze. -Kemal, sen şu karına nasıl yüz vermişsin öyle? Kemal öksürdü: -Türkan,kes .Bu kadar tiyatro yeterli. -Doğru ,yeterli. Geçen ay hasta yatıyordum ya hani. Arkadaşların için yediğim tokatın sonucunu anlat o zaman. Ben bebeğimi kaybettim.Şimdi ,bugün ben size kararımı söyledim.Ya yanımda olursunuz ya da karşımda. Dönüm noktası oldu o gün. Bazen düşünüyorum ya cesaret edemeseydim. Ya ömürlük köleliği seçseydim ? Kendini bilmezlerin içinde kaybolup gitseydim. Hayat bize Allah’ın hediyesiyken neden ben hayatımı birilerine armağan etmeliydim ki? Kemalle evliliğim sarsıntılı başlamıştı.Liseyi bitirdiğimde hala anne olamamıştım. Artık ailesi beni boşaması için baskı yapıyordu. Evet bir gerçek te şu ki bir kadın anne olamıyorsa terk edilip yola devam edilmelidir. Hiç itiraz etmedim. Hatta çok mutluydum. Universite hayalim her şeyden üstündü. Okuyup topluma fayda sağlamam gerekiyordu. Öğretmenimin yanına uğradım bir gün. İlk müjdeyi ona verdim. Artık bir öğretmen adayıydım. Aldığım hayat dersinden başka yüksek eğitim de almış oldum. Artık çoğrafya öğretmeniydim. Annem babam pek sevinmiyordu çünkü yuvası yıkılmış üstelik günaha batmış biriydim gözlerinde. Okumanın saçmalık olduğunu döne döne söylemişlerdi bana. Tayinim Uzak Doğuda bir köy okuluna çıkmıştı. 2 yıl içerisinde İstanbul Büyük Ada ortaokulunda mesleğime devam etmeye başladım. Burası Yer yüzünde bir cennetti. Hayatımın geri kalanını burada geçireceğim dedim. Malum sorular başlamıştı çoktan. Ne zaman,ne zaman.Evet anladınız. Neymiş de millet ne dermiş? En büyük sorunumuz buydu. Çünkü biz düşünceli insanlarız. Hayatımızı başkaları ne der diye kurmak en doğrusuymuş gibi eğitilmiştik. -Hayır anne, ben dönmeyeceğim. Beni oradan siz kaçırdınız. Sizi burada görmeyi çok istiyorum. Evlilik ise şimdilik düşünmüyorum. Bir kadın otuzlarında hem akıllı hem de daha güzel olurmuş. Ne kadar doğru tespit. Ufak bir evim vardı. Küçük dünyamı artık çok seviyordum. Bir gün işte bu adam benim eşim olacak dedim. Onunla dünyayı gezdik. Üç mükemmel evlat büyüttük. Hala Adadayız. Bazen memlekete gidiyorum. Akrabalarımı ziyaret ediyorum. Rahmete gidenlerin mezarına uğruyorum. Aslında onlara da çok şey borçluyum. Kemal de hala kasabada. Eşini kaybetmiş, İlahi taktir hiç evladı olmadı. Eyvah, günlüğün de bitirmişim. Bu son sayfalari öğrencilerim için yazdım. Hayatta düşmemek diye birşey yok. Ama kalkış muhteşem olmalı ki düşüşünü tebessümle hatırlayasın.Yoksa akrep misali zehri hatırladıkca acı verir. -Efendim beni mi çagırdın? Evet hayatım,torunlar geldi.




Son xəbərlər
QİDA TOKSIKOINFEKSIYALARI
2017-03-29 11:47:57



~120x240 Beyaz Sud






Bütün hüquqlar qorunur: © Copyright 2016 SabahInfo.az Müstəqil İnformasiya Agentliyi
Ünvan: Bakı şəhəri
Tel: (994 51) 335 04 08
Tel: (994 55) 309 15 96
E-mail: sabahinfoaz@mail.ru
Baş Redaktor: Yusif Məhəmmədoğlu
DİQQƏT!!! Materiallardan istifadə edərkən SabahInfo.az Müstəqil İnformasiya Agentliyinə istinad zəruridir !!!
Site by: azDesign.ws